“Zizek’in yeni oryantalizmi” diye müthiş bir buluş yaparak bir kısım kendini bilmez Doğulu solcunun bayıldığı bir Batılı’nın daha maskesini indirivermiş ayar üstadı, Doğu’nun son büyük kahramanı Nuray Mert. [1] Uzun bir gazete röportajının içindeki tek bir paragraftan cımbızla çekip aldığı iki-üç cümleden Yeni Oryantalizm diye bir kavramı çıkartıp sosyal bilimler literatürüne hediye etmiş büyük teorisyenimiz.
Hakkını yememek lâzım, bu kavramın üzerinde bir süredir “çalışıyor” Mert. Bundan bir kaç yıl evvel, aslında bambaşka bir şey söyleyen Perry Anderson’un Osmanlı’da oğlancılıktan bahsettiğini varsayıp onu da oryantalizmin pençesinde olmakla itham etmişti. [2] Sırf oryantalistlerin pek hazzettiği bir hakikati dile getirdi diye birinin neden oryantalist olması gerektiği sorusu gayet yerinde olmakla birlikte bu soruyu sormaya bile fırsat kalmıyor çünkü sıkı durun, oryantalizm dedektörü Mert aradığı oryantalizmi bulmak için Anderson’un sözlerini çarpıtmış -ya da yanlış anlamış-. Hangisi daha beter, bir metni manipüle etmek mi yoksa anlamadan üzerinde konuşmak mı, hakikaten karar veremedim.
Azıcık makul bir insanın böyle bir hadiseden utanıp ayar verme işinden vaz geçmesi beklenir, değil mi? Geçmiyor. Hâlâ klavyesine pata pat vuruyor o cahil, bu oryantalist diye Nuray Mert. Hem de yine solculuğundan, dürüstlüğünden ve teorik kuvvetinden pek az kişinin şüphe ettiği birini buluyor.
"Bir Zizek hayranı olarak" bayağı kusura baktım. Sebeplerini arz edeyim.
Her şeyden önce Mert’in kullandığı anlamıyla oryantalist, Batı uygarlığının kültürel üstünlüğüne dair hiç bir kuşku taşımayan, “kafasına kafasına vuracaksın, ancak bundan anlar Doğulu” gibi düşüncelere sahip bir zat-ı muhteremdir. Bernard Lewis ve Alain Finkelkraut’un gayet güzel örneklediği bu tipleme, ister Amerikalı olsun ister Fransız, hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde siyasi yelpazenin “neokon” kanadında yer alır. Irak’ın işgalini savunur, göçmen politikalarının iyice sıkılaştırılmasını ister, Müslümanlar’dan hiç hazzetmez, vb. Hatta yıllarca solcu diye kendini yuttursa bile, Bernard Henri-Levy gibi, sonunda sağın da sağındaki Sarkozy’nin yanı başında yerini alıp “Libya halkının kurtarıcılığını” üstleniverir. Perry Anderson ve Slavoj Zizek’i bu zevatın farklı bir versiyonu olarak hayal etmek için hem akıl hem de vicdan tutulması şarttır.
Nitekim, Mert’in Zizek’e yönelttiği karalama ve eleştiriler sağlam argüman ve akıl yürütmelerden ziyâde olumsuz sıfatlarla mesnetsiz genelleme ve benzetmelere dayanıyor. Mert’in yazısında, elle tutulur eleştiri olarak kabul edebileceğimiz tek bir kısım var: “... Cehalet örneği çünkü Osmanlı 19. yüzyılda, yerelleşme değil, modern merkezileşme hamlesi yapıyordu...” Cehalet örneği, Zizek’in, “Osmanlı 19. yüzyılda ve öncesinde yerel özerkliklere izin vererek doğru şeyi yaptı” cümlesi. Yirminci yüzyıldaki ulus-devlet yapısının kendisinden evvelki imparatorluk sisteminden daha da kötü olduğunu vurgulamak için söylüyor ve evet, 19. Yüzyılın bu anlamda bir geçiş yüzyılı olduğunu atlıyor. Ama böyle bir detaydan büyük cehalet ve oryantalizm çıkartmak için hakikaten Nuray Mert öfkesiyle gözü dönmüş olmak lâzım!
Aynı eleştirinin devamıysa daha da yersiz: “Diğer taraftan, klasik imparatorlukların ‘çok kültürlü’ yapısı, ‘modern çok kültürlülük’ten tamamen farklı olduğu gibi, modern dönem öncesi (Antik Yunan örneğini bir yana koyarsak) ‘demokrasi’ ne pratik olarak, ne de siyasal bir ‘değer’ olarak mevcut değildi.”
Bu sözler Zizek’in hangi sözünü çürütüyor, Mert’in hangi argümanına katkıda bulunuyor belli değil. Zira, modern çokkültürlülüğün hayranı olmayan Zizek iki çokkültürlülüğün karşılaştırmasını yapmış değil, sadece, bugün büyük ölçüde geri olarak anılmalarına rağmen, çokkültürlü imparatorlukları, yerlerini alan homojen ulus devletlere yeğ tuttuğunu vurguluyor. İkinci kısımda da, Mert Zizek’i anakronizmle suçluyor. Halbuki Zizek “demokrat”ı bir sıfat olarak kullanıyor, bir siyaset biçimi olarak değil. Bir insandan bahsederken demokrat diyebiliyorsak, tarihin herhangi bir dönemindeki herhangi bir toplumu neden demokratik ya da otoriter ölçeğine göre değerlendiremeyelim ki? Zizek tahminen halkın yönetime katılımını kastediyor ki bu anlamda adem-i merkeziyetçiliği merkeziyetçi bir düzene göre daha “demokratik” olarak tanımlamak hiç de abes değil.
Kanaatimce Nuray Mert’in genel sorunu, her yerde Oryantalizm aramaktan bizzat kendisinin Oryantalist (ya da Oksidantalist mi desek) haline gelmiş olması (aslında bundan çok daha derinde Nuray Mert’in sorunu ama şimdilik kalsın o, çünkü iki yazıdan yola çıkıp psikolojik/politik tahlil yapma işi tam da bu yazıda eleştirdiğim şey). Çağımızın en etkili kapitalizm eleştirilerinden birine sahip bir filozofun bir kaç sayfalık röportajında sadece “Doğu”yla ilgili söylediklerine odaklanıp hemen bir cevap yazmasını ben ya “Doğu milliyetçisi” ya da “Ezik Doğulu” tavrı olarak tanımlayabiliyorum. Ya da ikisi birden.
Has oryantalistlerin, Mert’in Batılı batılı diye gözümüze soktuğu Sloven Zizek’i, muhtemelen ancak Nuray Mert’i sayacakları kadar Batılı sayacak olması da bu hikayenin ironik tarafı!
Eğer Nuray Mert kendisini solcu olarak takdim ediyor olmasaydı, bazı sol çevrelerde hâlen ciddiye alınıyor olmasaydı ve de bir zamanlar benim takdirle okuduğum bir isim olmasaydı ona cevap yetiştirmeye de gerek olmazdı. Ama hal böyleyken, Zizek’in kapitalizme ve toptan bir kapitalizm sorgulaması yerine tekil davalara (çevre, kadın, Kürt, Arap, Müslüman, eşcinsel, vb.) odaklanan bilimum toplumsal hareketlere getirdiği eleştirilere söyleyecek sözü olup olmadığını hakikaten merak ediyorum. Gidip Ahir Zamanlar’da Yaşamak’ı okumasına gerek yok. Madem tek bir röportajdan bu kadar büyük eleştiri çıkarıyor, o röportajı okusun. Sırf “nasıl laf sokabilirim” gözüyle değil, hakikaten okusun. Ha ille de Zizek’e temiz bir ayar vermek ve Yeni Oryantalist tabirinin arkasında durmak istiyorsa da bir zahmet biraz daha ileri gidip daha net tanımlamalar ve “Doğu’yu yeterince bilmeden Doğu’dan bahsediyor”un ötesine geçen argümanlar geliştirsin.
Velhasıl, Nuray Mert’in Oryantalist avcılığı gayet savunmacı, ezberci ve de sıkıcı hale gelmiş durumda. Mert hayranları kusura bakmasınlar ama “yeni Oryantalist” tabiri şık durmakla birlikte, o kadar altı boş ki; Zizek’e ve tüm diğer “Yeni Oryantalist”lere ettiği hakaretleri kendisine döndürmek işten bile değil: cahil, kibirli, toptancı, sığ. Ben rahatsız oluyorum, bazı siyasi tahlillerini beğendiğim bir isim için bu sıfatları kullanırken. Ama o, o kadar rahat ve ucuz bir şekilde kullanıyor ki, belki aynı sözler kendisine dönerse yaptığı şeyin ne kadar problemli olduğunu anlar.
[1] Zizek'in röportajı: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&Date=&ArticleID=1065048&CategoryID=81, Nuray Mert'in yazısıysa: http://gundem.milliyet.com.tr/zizek-in-yeni-oryantalizmi-/gundem/gundemyazardetay/04.10.2011/1446320/default.htm
[2] “… by the end of the century preference for boys had become less frequent among the elite…” Anderson burada seçkinlerin erkek evlat tercih etmekten vaz geçtiklerini söylüyor, oğlan çocuklarıyla girdikleri cinsel ilişkilerle ilgilenen Nuray Mert! (Mert'in bu fahiş hatasını fark eden ben değilim ama kim olduğunu, nerede okuduğumu hatırlamıyorum. O kahraman her kimse bir adım önce çıksın, referans vereyim.)
Anderson’un yazısı: http://www.lrb.co.uk/v30/n17/perry-anderson/kemalism; Mert’in cevabı: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=903274&Yazar=NURAY%20MERT&Date=14.10.2008&CategoryID=98