Bu yazının, bizim memlekette
« terörün » kendi kendini imha ettiği günün ertesi ortaya çıkmış
olması tamamen tesadüf. Twitter’ın mübarek Cuma #ff’lerinden biri sonucu
karşılaştığım bir blogdaki şu deneme aklıma getirdi kafamda uzun zamandır
dönmekte olan bu meseleyi.
İyi başlanmış ama eksik kalmış bir girişim olarak niteleyebileceğim bu yazıya, bir kaç ay
evveline kadar muhtemelen satırı satırına
katılırdım. Zirâ, teröristin, siyasi iktidarların, meşru şiddet tekellerine meydan
okuma girişimlerini damgalamak, itibarsızlaştırmak ve kendi konumlarını meşrulaştırmak için
kullandıkları çok yüklü bir kavram olduğu hakikat. Türkiye Cumhuriyeti
devleti için PKK teröristtir, Suriye rejimi için Özgür Suriye Ordusu
teröristtir, ABD için terörle mücadele dış politika öncelikleri arasında en
üstlerdedir ve güvenlik politikalarından başka çare yoktur. Hal böyle olunca, o iktidarların ekmeğine yağ sürmemek için, terör kelimesi lügatlerden çıkarılmalıdır. Hem o güzelim aforizmanın dediği gibi: « Birilerinin teröristi
diğerlerinin özgürlük savaşçısıdır », öyle değil mi?
Bu yaklaşımın eksik/hatalı
olduğunu ve aslında meselenin, kavramın müphemliğinde değil, siyasi
gerekçelerle manipüle edilmesinde yattığını idrak etmem şu yazıyla
karşılaşmamla oldu:
Haber, François Hollande’ın,
“Teröristlere ne yapalım ki? Yok edeceğiz” şeklindeki açıklaması üzerine,
Fransa’nın Mali’de müdahele ettiği grupların terörist olup olmadığını, bir
zamanlar, George W. Bush’un “terörle mücadele” siyasetinin her kesimde
kıyasıya eleştirildiği Fransa’nın cumhurbaşkanının, kavramı suistimal edip
etmediğini tartışıyor. Yazıda görüşüne başvurulan iki araştırmacıdan biri olan
André Bourgeot, “Bu kelimeyi, tarihsel şartların dışarısında kavrayamayız.
Cezayir Savaşı esnasında Ulusal Kurtuluş Cephesi üyeleri terörist olarak kabul ediliyorlardı.
Savaş sonrasında edilmediler” şeklindeki sözleriyle, terörist şeklinde sınıflandırılmanın geriye dönüşsüz
olmadığını, siyasi şartlar değiştiğinde rehabilite edilebileceğini
söylüyor ki, mevcut barışma için önemli bir nokta olsa gerek.
Bourgeot ile Pierre Boilley’nin
üzerinde aşağı yukarı mutabık oldukları terörist tanımı adam kaçırarak rehin
almak ve bombalı eylemler düzenlemek suretiyle bir ideolojiyi yerleştirmeye
çalışmayı içeriyor. Mali’deki üç silahlı gruptan Mağrip El Kaide’si (Akmi) ile Batı
Afrika Tevdit ve Cihad Hareketi’nin (Mujao) bu kategoriye girdiğini, Ensar
ed-Din hareketi içinse bu durumun geçerli olmadığını söyleyen Boilley, kendisinin, her üçünü
de “silahlı cihat grupları” şeklinde nitelemeyi tercih ettiğini ifade ediyor.
Meselenin detaylandırılmaya
ihtiyacı var elbet. Bourgeot ve Boilley’nin de, terör üzerine çalışan başka araştırmacıların da (yok, televizyonlarda boy gösteren "terör uzmanları"ndan bahsetmiyorum) çalışmalarını daha ayrıntılı incelemek ve üzerinde mutabık kalınmış bir terör tanımına ulaşıp kelimenin güncel kullanımlarını test etmek gerekiyor.
Bu kavramsal netliğin halihazırda bulunmamasından dolayı terörist kelimesini ben de çok uzun zamandır kullanmıyorum (ama gerillayı da kullanmıyorum, onunla ilgili de bir yazı yazılabilir!) Silahlı militanlar, silahlı grup, şiddeti yöntem olarak benimsemiş grup vb. gayet güzel iş görüyor. Ama kavramı gayrımeşru ilan etmek de arkasında durulabilir bir pozisyon değil, çünkü ifade ettiği, karşılık geldiği olgular var. O yüzden, kavramsal netliği ortaya koyulduktan sonra, suistimal edildiği, yanlış kullanıldığı noktaları ısrarla vurgulamak çok önemli.
Çok daha kısa vadeli pratik önerim, bireylerin ya da örgütlerin terörist olduğunu söylemek yerine « şu eylem terör eylemi » şeklinde tek tek vakalar üzerinden değerlendirme yapmak. Şu tarihler arasında, şu grup şu sayıda terör eylemi yapmış, şu kadar sivilin ölmesine sebep olmuş, vb. (Mesela, Suriye’de patlayan araçların, kaçırılıp 30 ilâ 50 bin Amerikan doları karşılığında serbest bırakılan insanların, yani terör eylemlerinin sayısı göz önünde bulundurulduğunda, şu son bir yıl içerisinde, Özgür Suriye Ordusu’na terörist demenin, uzun süredir sivillere karşı hiç bir eylem yapmayan PKK’ye terörist demekten çok daha kolay olduğu ortada. Bu karşılaştırma o kadar çok yapıldı ki, altını doldurmak şarttı. Terörün ne zaman meşru olduğu, ne zaman olmadığı başka bir konu, işin devlet terörü kısmıysa, bambaşka).
Velhasıl, terör ve terörist kavramları sosyolojik tanımlarına ve o tanımlardan yola çıkılarak nesneleştirmeye muhtaç. Terör uzmanlığı emekli askerlerin tekelinde olduğu müddetçe, havanda su dövmeye devam!
Not: Hasan'ın ikazıyla, Kadir Cengizbay'ın, şu iki Birgün yazısında (ve tahminen daha pek çoğunda) "terör örgütü olmaz, terör eylemi olur" savını son derece net ve gayet sağlam biçimde gerekçelendirerek dile getirdiğini gördüm. "Suçu da cezayı da somut fiilden kopartmak" meseleyi, hukuki sonuçlarını da göz önüne katarak çok iyi formüle eden ve terör örgütü kavramının hukukta yer almasının neden kabul edilemez olduğunu hatırlatan bir ifade. Hemen bakayım diğer yazılarına da... 25 Mart 2013
Bu kavramsal netliğin halihazırda bulunmamasından dolayı terörist kelimesini ben de çok uzun zamandır kullanmıyorum (ama gerillayı da kullanmıyorum, onunla ilgili de bir yazı yazılabilir!) Silahlı militanlar, silahlı grup, şiddeti yöntem olarak benimsemiş grup vb. gayet güzel iş görüyor. Ama kavramı gayrımeşru ilan etmek de arkasında durulabilir bir pozisyon değil, çünkü ifade ettiği, karşılık geldiği olgular var. O yüzden, kavramsal netliği ortaya koyulduktan sonra, suistimal edildiği, yanlış kullanıldığı noktaları ısrarla vurgulamak çok önemli.
Çok daha kısa vadeli pratik önerim, bireylerin ya da örgütlerin terörist olduğunu söylemek yerine « şu eylem terör eylemi » şeklinde tek tek vakalar üzerinden değerlendirme yapmak. Şu tarihler arasında, şu grup şu sayıda terör eylemi yapmış, şu kadar sivilin ölmesine sebep olmuş, vb. (Mesela, Suriye’de patlayan araçların, kaçırılıp 30 ilâ 50 bin Amerikan doları karşılığında serbest bırakılan insanların, yani terör eylemlerinin sayısı göz önünde bulundurulduğunda, şu son bir yıl içerisinde, Özgür Suriye Ordusu’na terörist demenin, uzun süredir sivillere karşı hiç bir eylem yapmayan PKK’ye terörist demekten çok daha kolay olduğu ortada. Bu karşılaştırma o kadar çok yapıldı ki, altını doldurmak şarttı. Terörün ne zaman meşru olduğu, ne zaman olmadığı başka bir konu, işin devlet terörü kısmıysa, bambaşka).
Velhasıl, terör ve terörist kavramları sosyolojik tanımlarına ve o tanımlardan yola çıkılarak nesneleştirmeye muhtaç. Terör uzmanlığı emekli askerlerin tekelinde olduğu müddetçe, havanda su dövmeye devam!
Not: Hasan'ın ikazıyla, Kadir Cengizbay'ın, şu iki Birgün yazısında (ve tahminen daha pek çoğunda) "terör örgütü olmaz, terör eylemi olur" savını son derece net ve gayet sağlam biçimde gerekçelendirerek dile getirdiğini gördüm. "Suçu da cezayı da somut fiilden kopartmak" meseleyi, hukuki sonuçlarını da göz önüne katarak çok iyi formüle eden ve terör örgütü kavramının hukukta yer almasının neden kabul edilemez olduğunu hatırlatan bir ifade. Hemen bakayım diğer yazılarına da... 25 Mart 2013
No comments:
Post a Comment