O kadar güzel yazmış ki Mehmet Bekaroğlu... Her satırına katılmıyorum elbet ama Suriye'ye dair, en azından çok uzun zamandır daha güzel bir analiz okumadım. Ve pek çok konuda, aynen benim düşündüklerimi nefis bir dille dile getirmiş. Yazı çok uzun, tamamını buraya yapıştırmayıp linkini veriyorum ama çok önemli bulduğum kısımları da aşağıya almadan edemedim.
Yazının tamamı: http://www.fikirzamani.com/param-parca-olan-cocuk-bedenler-dile-gelip-gunahimiz-neydi-diye-sorduklarinda/
« ABD, Irak’ta yaşadıklarından sonra artık işgal ile
“demokrasi” götürmeme kararı aldı. Obama, savunma bütçesini sunarken
bunu açık açık ifade etti. Artık ileri teknoloji kullanacaklar,
füzelerle, İHA’larla vuracaklar, yerde savaşmak gerektiğinde de “yerel
unsurları” kullanacaklar. O nedenle Hakan Albayrak’lar NATO’nun
müdahalesini çok beklerler. Sonra Suriye ve “demokrasi” götürecekleri
diğer ülkeleri bütünüyle tahrip etmek istiyorlar; sadece köprülerini,
binalarını, havaalanlarını, barajlarını değil, her şeylerini;
tarihlerini, kütüphanelerini, müzelerini, yetişmiş insanlarını… yok edip
yağmalamak istiyorlar... Eğer
ABD/NATO gelseydi böyle mi olurdu; Müslümanlar işgale karşı ortak tepki
göstermezler miydi?
... Tunus’u; Muhammed Buazizi’yi, Mısır’ı; Tahrir meydanını,
tüm çekincelerime rağmen alkışladığımı da herkes bilir. Çekingem,
BOP’la ilgiliydi; ABD’nin; Batı’nın, iktidara getirdiği ve desteklediği
diktatörlerden kolay vazgeçmeyeceğini biz Cezayir’de görmüştük. ...Bu coğrafyada yıllarca halklarına baskı yapan, halklarının
zenginliklerini yağmalayan diktatörlerin artık iktidarlarını
sürdürmelerinin mümkün olmadığı açıktı. Bunu elbette dünya egemenleri de
biliyordu. Bu devrimlere müdahale edileceği gün gibi ortadaydı. ... Libya’da işler döndü; Türkiye Başbakan’ı, önce “NATO’nun Libya’da ne işi var”
dedi. Sonra Fransa bombardımanı ve Libya muhalefetinin hızlıca
silahlandırılma başlayınca Türkiye savaş gemilerinin NATO’nun emrine
verilmesine şahit olduk. Libya yerle bir edildi. Türkiye Hükümeti’nin bu
kurulacak akbaba sofrasında pay alma acullüğünü bir tarafa not ettik.
Sıranın Suriye’ye geleceği çok açıktı. Ve lakin Suriye’nin Libya
olmadığı ortadaydı. Yazdık, çizdik, uyardık, Suriye muhalefetiyle,
herkesle konuştuk. Elbette özgürlük ve adalet Suriyelilerin de hakkıydı.
Tüm risklere rağmen Suriye devrimi, silahsız halk ayaklanması yoluyla
olmalıydı. Muhalefetin silaha Bunları anlattık. Daha ayaklanma yeni yeni başlarken dünyanın dört bir yanından taşınan
savaşçıları görüyor, hazırlıklara şahit oluyorduk.
Buna dikkat çektik, gözlerinin içine soktuk ama görmediler, görmek istemediler. “Yapmayın, etmeyin” dedik, “her
şeye rağmen Türkiye’nin Suriye ve bölgedeki nüfuzu önemlidir; Suriye
yönetimi baskı ile gönderilebilir. Aman halk silahlandırılmasın,
ayaklanma silahlı hale getirilmesin, iç savaş çıkartılmasın. Bu savaş
çok kanlı olur, bu savaş çok uzun sürer, çok insan ölür, Suriye yıkılır,
yerle bir olur, bunun vebali ağırdık” dedik. “Suriye ordusu silah kullanmaya başladı, insanları öldürüyor, ordu ateş ederken muhalefet armut mu toplasın, bu haksızlıktır” dediler. “Hayır” dedik, “bu tuzaktır, muhalefet asla silah kullanmasın, hiçbir ordu kendi halkını öldürerek tutunamaz” dedik, dinletemedik. “Bakın, Hüsnü Mübarek de silah kullandı, ama silahsız Tahrir ayaklanmasını bastıramadı” dedik, “sus” dediler. »
No comments:
Post a Comment