Şu anda, tam ben bu yazıya başlarken, “ABD Emperyalizmi Ne Kadar Güçlü”
başlıklı konuşmasını yapıyor kim olduğunu bilmediğim Phil Marfleet. ABD dünya
üzerindeki, hem ekonomik hem de askeri açıdan en güçlü ülke; o gücünü evinde,
Atlantik'in öte yakasında bırakıyor değil ama 31 tartışma/bildiri arasında,
ABD’yi konu alan tek bildiri bu. Onun da başlığı, sanki, ABD’nin o gücünü
küçültmeye yönelik olduğu havasını veriyor. Öyle olsun, bakalım.
Peki 19-23 Nisan tarihleri arasında DSİP tarafından düzenlenen “Marksizm
Günleri” geriye kalan zamanda neyi almış gündemine? Marksizm dendiğine göre,
Marx’ın kendi döneminde yaptığı analizlerin benzeri analizlerin yapılmaya
çalışılacağını, Marx adına düzenlenen beş günlük bir
sempozyumda bol bol sınıf analizi bulacağımızı beklemek yerinde olur
herhalde. Yani işçilerin, işsizlerin, taşeron işçilerinin, prekarya ordusunun,
küçük esnafın, gündelikçi kadınların, köylülerin, fahişeliğe zorlanan Gürcü
kadınların, mendilci çocukların, call-center çalışanlarının, her sabah bir
kamyona koyulup götürülmek üzere bekleşen inşaat işçilerinin, yetmişlik hamal
dedelerin, velhasıl milyonlarca ezilenin çalışma ve yaşam koşullarına dair
sunumlar bu beş güne yayılmış olsa gerek, değil mi? Tamam hepsi değil ama, 2013
yılının ezilen sınıflarının hiç olmazsa bir kısmına dair bir şeyler vardır
elbet. Efendim? Hiç mi?
Hiç. Marksizm Günleri’ndeki 31 sunum/toplantı başlığının hiçbiri 2013
yılında dünya veya Türkiye’nin sınıfsal konumunu, sınıf mücadelelerini, en yoksul kesimlerin meselelerini, mücadelelerini veya sessizliklerini konu
almıyor. Peki neyi alıyor? Bildiniz, Marksizm Günlerimiz kimlik meselelerine ve genel geyiğe,
yani şey, genel konulara ve büyük laflara odaklı. 8 konu başlığı kimlik
meselelerine (Kürt, Ermeni, Rum, Çerkes), 2’si düzenleyicilerin pek sevdikleri
“Arap Devrimleri”ne ayrılmış (o da, pek çok marksistin şiddetle karşı çıktığı,
tek bir optikten).
Onun dışında, memleket ve dünya ahvaline dair pek çok konu var (tüm yerkürenin, ama en başta alt
sınıfların hayatlarını son derece olumsuz şekilde etkilemeye şimdiden başlayan
ve kapıtalizmle göbekten ilintili olan ekoloji tuhaf bir şekilde eksik) ama bunların hiçbiri Marksizm’e özgü meseleler
değil. O genel, büyük konulardan ilgi çekici olabilecek bir tanesi “Küresel
Kriz Karşısında Türkiye Kapitalizmi” başlığını taşıyor. Yalnız oradaki tuhaflık da,
konuşmacılardan (Ümit İzmen ve Erol Katırcıoğlu) her ikisinin de, marksizme pek de yakın duran isimler olmamaları. Onun dışında Marksist
Günler’e uygun olabilecek nadir konuşmalar, “Neo Liberalizm ve Antikapitalist
Direniş” veya “Nasıl Bir Sosyalizm” gibi, altını isteyenin istediği gibi
doldurabileceği son derece genel başlıklar taşıyor. Son olarak da, Gramsci’ye veya
Lenin’e dair, tahminen son seksen yıl içerisinde sekiz bin altı yediyüzüncüsünü
dinleyebileceğiniz teorik sunumlar var.
Herkesin, her grubun siyasi öncelikleri farklı olacak elbet. Sempozyumun
düzenleyicileri için de öncelik ekonomi değil siyaset; sınıflar değil
kimlikler; eşitlik değil özgürlük; yoksulluk değil Kürtlük/Ermenilik olabilir
elbet. Ama içeriği yukarıda anlattığım gibi olan sempozyumun adı Marksizm
Günleri olamaz; ya da başlığı Marksizm Günleri olan sempozyumun içeriği bu
olamaz.
Kimse kimseye yasaklayamaz düzenlediği sempozyuma ne isim vereceğini. Kimse de marksizmin tekelini elinde bulunduramaz. Ama,
dinleyicilerden üzerine bir de para alınan böylesi bir entelektüel dolandırıcılık deşifre edilmeli. Edilmeli ki, ucundan, kıyısından, belki isteksizce katkı sunan ve muhtemelen insanları oraya çeken saygın isimler, bir dahaki sefere hiç utanmadan, sıkılmadan hayır diyebilsinler.
No comments:
Post a Comment