Murat (gerçek ismi değil), Paris’in yakın banliyölerinden birinde büyümüş. Türkiye kökenli olan
her iki ebeveyni de çalışan, dini köktencilikle alakası olmayan, “normal”
insanlar. Evin üç çocuğunun en küçüğü olan Murat, bana hikâyesini anlatan annesi yaşındaki kadına, bir düğünde “senin
eşin yok, seni kaldıracağım tabii ki dansa” diyecek incelikte bir çocuk. Yine
onun ifadesiyle son derece zeki, eğitim hayatında da gayet başarılı, pırıl pırıl bir çocuk.
Bundan iki yıl önce, oturdukları kentin camisine gitmeye başlıyor Murat. Ama “tuhaflaşması”
son bir-kaç ayın işi. Benim anlatılanlardan çıkarttığım kadarıyla otoriter bir
yapıya sahip olmayan, oğullarının bu yönelimine müdahale etmemeyi tercih eden ailesi, farkına varmıyor oğullarının sokulduğu yolu (hikâyenin gerisini bilince, "öğrencilerin", sebat etmeleri, yakın çevrelerine mümkün olduğunca az renk vermeleri konusunda uyarılmış olduklarını düşünmememek için sebebimiz yok). Tahminen
haberdar da değiller işin nereye varabileceğinin. Orta Doğu’da savaşan Fransız cihatçılar,
Fransız medyasında fazlaca konu edilmiyor ne hikmetse...
Velhasıl, anne bir sabah uyandığında, Murat yatağında değil. Söylememe
gerek yok tabii ki: Suriye'ye hareket ettiğinde, Murat, 18’ini geçmiş. Her şey kitabına uygun. Hür bir bireyin
hür tercihi mevzubahis.
Derhal polise giden aile, son derece can alıcı bir cevap
alıyor: “Oğlunuz, El Kaide tarafından eğitilenler listesinde. Yapacak bir şey yok”.
Yani bir nevi şöyle diyorlar: “Oğlunuz El Kaide tarafından eğitilmekteydi.
Biz, Fransız güvenlik güçleri olarak bunu biliyoruz. Yani Fransa topraklarında
El Kaideciler kimlerdir, pençelerine kimi almışlardır, bunu biliyoruz. Hâliyle şu an önümüzde, daha eğitimi tamamlanmamış çocukların listesi de var ama ailelerine haber vermiyor, onları kurtarmak için kılımızı kıpırdatmıyoruz. Onları eğiten El-Kaidecileri enselerinden tutup hapse tıkmıyor, bu şahıslardan yola çıkarak şebekelerini çökertmek için uğraşmıyoruz. Laissez faire, laissez passer. Biz, Fransız
güvenlik güçleri olarak, Fransa’da yaşayan Fransız veya göçmen gençlerin El
Kaide militanı hâline getirilmesine göz yumuyoruz. Zaten bunda şaşacak ne var
ki? Beşşar Esad’ın yıkılması, dış politikamızın önceliklerinden değil mi? Bunu
hiç sakladık mı? E bu çocuklar da bizim düşmanımızla savaşmıyor mu? Tutarsızlık
nerede ki?”
Sahiden, tutarsızlık nerede? Bu tabloda bir tutarsızlık yok. Tutarsızlık, Fransa’nın temsil ettiğini iddia ettiği değerlerle bu tutum arasındaki uçurumda. Fransa Devleti'nin yetkililerinin, Fransa'nın Suriye’deki
(ve dünyanın diğer yerlerindeki) meselelere dahline sürekli olarak yüce
gerekçeler bulmalarında. Tutarsızlık, Fransa Devleti'nin fiiliyatıyla söylemi arasında. Tutarsızlık, canavara dönüşmesini engellemek için kimsenin kılını kıpırdatmadığı bu yurttaşların yurttaşlıktan atılmasının, yani Fransa'nın meselesi olmaktan çıkartılmalarının hazırlıklarının yapılmasında (Büyük Britanya çoktan başladı bunu yapmaya).
Bu tabloda, benim açımdan hiç bir tutarsızlık yok. Eğer Fransa (ve diğerleri) Suriye’de bir
iktidar değişiminin veya sürdürülebilir kaosun NATO güçlerinin çıkarına
olduğunu ve bu hedef için tüm güçleriyle çalıştıklarını; bunun, Libya’da başka
araçlarla, daha kısa yoldan yaptıklarının devamı olduğunu; onların (ve tabii hem
partnerleri hem de varlıklarını Batılı güçlere borçlu olan Suudi, Kuveyt, Katar vb.
yönetimlerinin) destekleri olmasa Suriye’nin bugünkü hâline asla düşmeyeceğini en
başından beri gören benim için yok.
Peki mesela, Orta Doğu uzmanları dahil (hatta asıl onlar!) Batılı entelektüellerin
hemen tamamı, Türkiye’de ise bir kısmı nasıl oluyor da görmüyorlar?
Bunu okuyanlardan görmeyenler: Nasıl oluyor da görmüyorsunuz?
Suriye'de faaliyet gösteren pek çok grubun ve IŞİD'in bugün ulaştığı gücü ve Orta Doğu'yu kana bulamalarını, İslam'a, veya Sünni İslam'a içkin şiddetle açıklayan pek ilerici, pek âkil jakobenler (kendilerine böyle desin veya demesinler), onca bağlı oldukları Batı medeniyetinin bu ihânetini nasıl görmüyorlar?
Bu grupların bu yıkıcı kapasiteye ulaşabilmesinin, bir yandan hem Batılı ülkelerde, hem Müslüman ülkelerde harıl harıl çalışan militan üretme merkezlerinin; bir yandan da bizzat Batılı ülkeler eliyle, "demokrasi götürmek üzere", bölgedeki kurulu düzenlerin zayıflatılması ve yıkılması sayesinde mümkün olabildiği nasıl görünmez?
Suriye'de faaliyet gösteren pek çok grubun ve IŞİD'in bugün ulaştığı gücü ve Orta Doğu'yu kana bulamalarını, İslam'a, veya Sünni İslam'a içkin şiddetle açıklayan pek ilerici, pek âkil jakobenler (kendilerine böyle desin veya demesinler), onca bağlı oldukları Batı medeniyetinin bu ihânetini nasıl görmüyorlar?
Bu grupların bu yıkıcı kapasiteye ulaşabilmesinin, bir yandan hem Batılı ülkelerde, hem Müslüman ülkelerde harıl harıl çalışan militan üretme merkezlerinin; bir yandan da bizzat Batılı ülkeler eliyle, "demokrasi götürmek üzere", bölgedeki kurulu düzenlerin zayıflatılması ve yıkılması sayesinde mümkün olabildiği nasıl görünmez?
Şimdi IŞİD meselesinde gayet moda olduğu üzere, planlı programlı işlerden,
dış güçlerin dahlinden bahsedenlere agency’nin, failin öneminden dem vuranlar, o faillerin nasıl inşa edildiğini; ortada
gayet sistematik, belli ki son derece planlı ve hesaplı bir çalışma, çok ciddi meblağlarla dönen bir proje olduğunu
nasıl gözden kaçırabiliyorlar? Orta sınıfa mensup bir Fransız vatandaşının hayatını
yaşaması gereken bir gencin, önlemler alınmış olsa engellenebilecek olan bu türden bir çalışma sonucunda davası uğruna (hiç
makbul olmayan bir dava) can alan ve can veren bir militana dönüş(türül)mesi, “hür
irade”, “failin belirleyciliği” mefhumlarının çok ciddi şekilde gözden geçirilmesini gerektirmiyor mu?
Hakikaten. bu komployu nasıl görmüyorsunuz ey komplosavıcılar?
No comments:
Post a Comment