Ahmet
Hakan’ın, sanki twitterdaki operasyon hesaplarının imâlarından anlamış gibi ve
hiç de bu ihtimalden rahatsızlık duymadan, sanki normal bir şey söylermiş gibi “bu
iş bel altına inecek matmazel” dediği yazısını okuduktan sonra iyice emin oldum
ellerinde hükûmetten birilerine (belki başbakana) ait sevişme görüntülerinin olduğuna. Gerçi olmaması beklenemezdi zaten, belli ki, devasa bir ekip,
yıllardır, hükûmet üyelerinin (ve hatta muhtemelen siyasetle lişkili herkesin)
her anını kaydediyor. Teknolojinin geldiği noktada bazı şeylerin geri dönüşü
yok, kaçınılmaz ve engellenemez. Ama ben, devasa kaynakların, devasa ekiplerin
bu işlere vakfedilmiş olduğunun altını çiziyor ve bu kaynakların ne olduğunun
sorgulanması gerektiğini söylüyorum, bu çok önemli. “Cemaat” cevabı herkese
yetiyor belli ki... Diyelim ki öyle, peki cemaatin kaynağı nereden o zaman?
Ama o teknik
ve finansal boyutu değil, ahlakî boyutu var meselenin şimdi üzerinde durmak
istediğim.
Hatırladım
ve geriye dönüp buldum: Nefret ettiğim Deniz Baykal’ın
kasetinin çıktığı gün facebook’uma “Bugün Deniz
Baykal’ım” yazmışım. Sonra özdeşleşmeyi o kadar ileri götürmek konusunda
kararsız kalmış, Baykal’ı pek seven bir arkadaşımla girdiğim tarışmada şöyle art
arda iki mesajla özetlemişimhissiyatımı:
- Allah belasını versin bu işte
eli/parmağı/gözü/katkısı olan herkesin.
- Bir dakika işi niye Allah'a bırakıyorum
ki? Bulunsun ve hesabını versin her kim akıl ettiyse/yaptıysa/yaptırdıysa
Bayağı naifmişim, bugün olanların habercisi olan o olaya
münferit bir olaymış muamelesi yapıp, bir de “kim çektiyse o görüntüleri hesap
versin” diye kendi ütopik düzenimi mevcut düzene dayatmaya kalkışırken...
Ama en azından bu tavrın mümkün olduğunu, hedefte her kim
olursa olsun, politikaya bel altının sokulmasının karşısında durulabileceğini
gösteriyor bu. Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan veya Bill Clinton. Cinselliklerini
nasıl yaşadıkları, tecavüz etmek veya çocukla ilişkiye girmek gibi bir suç
işlemedikleri sürece kendilerini ve eşlerini ilgilendirir. Politik sebeplerle gelmeli,
politik sebeplerle gitmeliler.
Ama bana bu kadar bâriz gelen, hiç öyle değil. Kimisi hiç
çekinmiyor, ağızlarından salyalar akarak bekliyor porno görüntüleri, kimisi “gitsin
yeter ki, böyle de gidecekse gitsin” tavrında, kimisi de binbir kulp arıyor;
zannediyor ki, durum bu kadar vahimken o ahlak kuralları geçerli olmaz artık.
Oysa ki, serin sularda, huzurlu ortamlarda dürüst
olmaktan, ahlaklı olmaktan kolay şey yoktur. Asıl kriz zamanlarında sınanır
değerlerin sahihliği. Tutarlılığı. Samimiyeti.
“Sevişmekte olan iki insanın, kendi iradeleri dışında
izlenip görüntülenmeleri asla kabul edilemez” asgari müşterekinde buluşamayan
hiç kimsenin muhalifliğini, özgürlükçülüğünü, güzel hislerini ciddiye almıyorum. Öyle muhaliflik olmaz. Azıcık deşince altından amigoluk/ponpon kızlık çıkar.
No comments:
Post a Comment