Monday, March 24, 2014

Tape beklemek

Ahmet Hakan’ın, sanki twitterdaki operasyon hesaplarının imâlarından anlamış gibi ve hiç de bu ihtimalden rahatsızlık duymadan, sanki normal bir şey söylermiş gibi “bu iş bel altına inecek matmazel” dediği yazısını okuduktan sonra iyice emin oldum ellerinde hükûmetten birilerine (belki başbakana) ait sevişme görüntülerinin olduğuna. Gerçi olmaması beklenemezdi zaten, belli ki, devasa bir ekip, yıllardır, hükûmet üyelerinin (ve hatta muhtemelen siyasetle lişkili herkesin) her anını kaydediyor. Teknolojinin geldiği noktada bazı şeylerin geri dönüşü yok, kaçınılmaz ve engellenemez. Ama ben, devasa kaynakların, devasa ekiplerin bu işlere vakfedilmiş olduğunun altını çiziyor ve bu kaynakların ne olduğunun sorgulanması gerektiğini söylüyorum, bu çok önemli. “Cemaat” cevabı herkese yetiyor belli ki... Diyelim ki öyle, peki cemaatin kaynağı nereden o zaman?
Ama o teknik ve finansal boyutu değil, ahlakî boyutu var meselenin şimdi üzerinde durmak istediğim.
Hatırladım ve geriye dönüp buldum: Nefret ettiğim Deniz Baykal’ın kasetinin çıktığı gün facebook’uma “Bugün Deniz Baykal’ım” yazmışım. Sonra özdeşleşmeyi o kadar ileri götürmek konusunda kararsız kalmış, Baykal’ı pek seven bir arkadaşımla girdiğim tarışmada şöyle art arda iki mesajla özetlemişimhissiyatımı:
- Allah belasını versin bu işte eli/parmağı/gözü/katkısı olan herkesin.
- Bir dakika işi niye Allah'a bırakıyorum ki? Bulunsun ve hesabını versin her kim akıl ettiyse/yaptıysa/yaptırdıysa
Bayağı naifmişim, bugün olanların habercisi olan o olaya münferit bir olaymış muamelesi yapıp, bir de “kim çektiyse o görüntüleri hesap versin” diye kendi ütopik düzenimi mevcut düzene dayatmaya kalkışırken...
Ama en azından bu tavrın mümkün olduğunu, hedefte her kim olursa olsun, politikaya bel altının sokulmasının karşısında durulabileceğini gösteriyor bu. Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan veya Bill Clinton. Cinselliklerini nasıl yaşadıkları, tecavüz etmek veya çocukla ilişkiye girmek gibi bir suç işlemedikleri sürece kendilerini ve eşlerini ilgilendirir. Politik sebeplerle gelmeli, politik sebeplerle gitmeliler.
Ama bana bu kadar bâriz gelen, hiç öyle değil. Kimisi hiç çekinmiyor, ağızlarından salyalar akarak bekliyor porno görüntüleri, kimisi “gitsin yeter ki, böyle de gidecekse gitsin” tavrında, kimisi de binbir kulp arıyor; zannediyor ki, durum bu kadar vahimken o ahlak kuralları geçerli olmaz artık.
Oysa ki, serin sularda, huzurlu ortamlarda dürüst olmaktan, ahlaklı olmaktan kolay şey yoktur. Asıl kriz zamanlarında sınanır değerlerin sahihliği. Tutarlılığı. Samimiyeti.
“Sevişmekte olan iki insanın, kendi iradeleri dışında izlenip görüntülenmeleri asla kabul edilemez” asgari müşterekinde buluşamayan hiç kimsenin muhalifliğini, özgürlükçülüğünü, güzel hislerini ciddiye almıyorum. Öyle muhaliflik olmaz. Azıcık deşince altından amigoluk/ponpon kızlık çıkar.

No comments:

Post a Comment