Saturday, December 1, 2018

Bir Gilets Jaunes Güzellemesi


Bu blogdaki ölü toprağının bir anda kalkması boşuna değil. İlk defa bir kitlesel hareket, bir isyan, düzenin en çok isyan etmesi gereken kitlesinin, yani en alttakilerinin isyanı. Kendilerine mikrofon tutulan Sarı Yelekliler’den en çok işittiğim sözlerden biri: “temsil falan edilmiyoruz biz”.

Buradaki temsil hem en basit anlamıyla politikadaki temsile denk geliyor hem de çok daha geniş anlamda, ekonomik ve fikrî düzlemlerdeki temsile. Kısacası, Fransa demokrasisinde politik gücü ellerinde tutanlar da entelektüel gücü yani propaganda gücünü ellerinde tutanlar da geniş halk sınıflarından gelmiyor ve onların çıkarlarını temsil etmiyor. Jean Claude Michéa’nın “% 10” diye bahsettiği sınıfa mensuplar. Bu, Fransa’ya özgü değil elbette, üç yüz milyonluk ABD’de tek bir aileden iki Başkan çıkmasını (ilkinin bugün dünyaya yük olmayı bırakmasıyla aklıma gelen örnek) mümkün kılan yapı, bütün düyada yerleşik vaziyette. Bush’lar % 1’e mensup ama Fransa’da ve sanırım genel olarak kıta Avrupa’sında %1’lik dilimdekiler o kadar ön planda olmazlar, hatta en zenginlerin çoğu Fransa’da dahi kalmaz, paralarını ve ikametlerini, İsviçre veya Belçika’ya aktarır ve “vergi mültecisi” olurlar. Fransa’da politikada da medya veya akademide de ilerleyenler, büyük ölçüde, kendileri de kendi dönemlerinde aynı sınıfa mensup olmuş imtiyazlı ailelerin çocuklarıdır. Ben % 10-20 veya üst-orta sınıf diyeceğim onlara, zira bu üst sınıfı üst sınıf olarak görmemizi engelleyen tam da sınırlarının çok görünür olmaması. Yükselmeleri, oralara gelmeleri önünde tabii ki hiçbir hukuki engel olmayan % 80-90, sınırlar geçişken olsa da, büyük ölçüde altta kalmaya devam ederler (dün işçi veya köylü, bugün yine köylü, yine işçi ama çoğunlukla preker). Şayet resmî ayrımcılık olsaydı, yani aparteid düzeni resmî olsaydı, düzeni eleştirmek ve sarsmak çok daha kolay olurdu, bu da sıkıntının bizatihi demokrasiden kaynaklanan kısmı. Uzun lafın kısası, bu sistemin böyle işleyebilmesi, görünürde demokratik, işleyişte ise oligarşik olması sayesinde (bunu aşağı yukarı böyle söyleyen Badiou’nun Gilets Jaunes konusunda ne dediğini hâlâ işitmedim bu arada).

Bu isyanın başarılı olabileceği konusunda hâlâ iyimser değilim. Zira bundan, yani gerçek bir devrimi ve sonra da devrimci yönetimi başarmaktan daha zor olan ne var ki? En zor olanın bu olmasından daha doğal ne var peki?

Bu isyanın bir başka Batı ülkesinde değil Fransa’da çıkması da çok şaşırtmıyor beni. Bu da, başlığını öyle koymayacak olsam da “Fransa’ya güzelleme” olarak uzun uzun anlatılacak bir mesele.

Tam şu anda Fransa sokaklarındalar. En çok attıkları sloganlardan biri, “polis gel yanımıza” imiş. Polisin, yani düzenin bekçileri içinde büyük kısmı % 80’lik alt tabakanın içinden gelen tek grubun taraf değiştirmesi, gerçek bir devrimin en heyecan verici ve en belirleyici anlarından biri olur herhalde. Polisin taraf değiştirmesinin neden çok zor olduğu meselesi de gerçek bir devrimin neden çok zor olduğuna dair en önemli anahtarlardan.

No comments:

Post a Comment